May 20, 2012 - Video Kutusu    No Comments

Bugün Pazar ve ben seni çok özledim..

 

Yağmur da var Çok sevdiğim rüzgar da 

Bugün Pazar Daha uyanmadı komşular 

Damların üzerinde kuşlar 

Daha rahatlar

Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde 

Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru 

Yağmur da var 

Çok sevdiğim rüzgar da 

Daha uyanmadı komşular 

Bugün Pazar Ve ben seni çok özledim 

Dışan çıkmak istiyor canım 

Tek başına haytalık etmek 

Islanmak Pazar sabahında yağmurda 
Boş caddelerde dolaşmak 
Vitrinlerine bakmak mağazaların 
Sinemaların afişlerine 
Sokakların isimlerine 
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara 
Bir merhaba demek sessizce 
Sahilde martılara simit atmak 
Otobüslerin ilk seferlerine binmek 
Gitmek istiyor canım 
Hayatın gittiği yere... 
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine 
Fırından taze ekmek alıp 
Buğusunu çekmek içine 
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey 
Çiçeğe su yürümesi 
Bebeğin ağlaması 
Toprağın uyanması 
Yağmurun yağması 
Ateşin sıcağı 
Bu Pazar sabahı 
Tam böyle bir şey 
Bir sabahçı kahvesine uğramak 
Bir bardak çay 
Taze dem kokusu 
Hayatın atardamarlarında dolaşmak 
Bölmeden şehrin uykusunu 
Bir siir yazmak Pazar bulmacasının boş karelerine 
Şiirde tam da bunu anlatmak delice 
Tam böyle bir şey 
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz 
Bir şiir yazmak 
Bir bardak çay içmek Sokaklarda gezmek 
Yağmurda ıslanmak 
Ve ben seni çok özledim!

May 16, 2012 - Hayatın İçinden    No Comments

Herkes bilsin istedim;

Giden gelmiyor..

 

 

Saat 04.24, günlerden Çarşamba’ya geçilmiş.  Kulağımda bir şarkı: “Atlantic Starr-Secret Lovers”. Gizli bir aşkın, güzel melodisi çalıyor radyoda.  İnsanın platonik olmaması işten bile değil bu şarkıyı dinlerken. Damağımda yemekte olduğum kuru üzüm tadı, uykusuzluğun verdiği bir mayışmışlıkla oturmuş burada yazıyorum. Açıkçası sorunlarım var, evet.  ”Kimin yok ki?” repliklerinizi de duyuyorum, evet.

 

Aksilikler neden hep art arda gelir ki? Anlayamıyorum. Bir insana taşıyacağı kadar yük verilirdi ya hani,  o halde neden gönlümüzdeki yükler bize bu denli ağır, taşınamaz gibi geliyor? Bazen tüm bunlar için güçlü olmadığımı falan düşünüyorum. Sonra hemen geçiyor tabii ki. Çünkü geçmişte aştığım şeylere, benden daha ağır yük taşıyanlara bakınca içimden “Şükür Allah’ım,sen büyüksün!” diyorum. Ama şu an içinde bulunduğum durum.. Kelimenin tam anlamıyla “çaresizlik”. Elden bir şey gelmeme durumu. Bu,inanın en berbat duygu belki de. Bunu en acı şekilde bir kez yaşadım. En acısını yaşadım hem de. O yüzden beni sarsan, kilitleyen, fazla gözyaşı döktüren ve şoka sokup, endişe yaptıran duyguların başında gelir. Çok sevdiğim insan hasta ve benim elimden hiçbir şey gelmiyor.  Kimsenin elinden bir şey gelmiyor kabul.  Sadece dua edebiliyoruz. Ama bazen diyorum.. “Benim imtihanım da sevdiğim insanları kaybetmek mi?” demeden geçemiyorum.  Sitem değil,isyan-hâşâ- hiç değil.  Sadece düşünce. Ve sabır diliyorum Yaradan’dan. Güç diliyorum. Dayanma gücü. Sonra dualarıma alıyorum o insanları. Onları ne kadar çok sevdiğimi ve kaybetmek istemediğimi, onların bana bağışlanmalarını.. Yeni güne başladığımda, o sevdiğim insanlar başta olmak üzere herkese karşı yine yapımda olduğu gibi iyi davranmaya çalışıyorum, elimden geldiğince yardımsever, gönlümün yettiğince sevgi, hoşgörü ve saygı göstererek. Çünkü hayat, birbirimizi kaybedip bulmak için çok kısa. Çünkü hayat, Mevlâna’nın dediği gibi:

“Günü,bugün say;ölüm ki kaşla göz arasında;ölüm ki dudakla söz arasındadır…”

May 12, 2012 - Video Kutusu    No Comments

Bugün zeytin ağaçları uyuyor ama benim uykum yok..

Bir garip öyküdür zeytin ağaçlarının hikayesi. Birçok şarkıda yer alır,birçok anlam yüklenir. Ama bana göre hiçbiri,bu şarkıda olduğu gibi kalbe dokunmamıştır. İşte bir şarkı ve zeytin ağacının farklı bir öyküsü..

No habra nadie en el mundo

Kimse olmayacak bu dünyada

Sular özgür olduğundan beri
Kaynaklar arasında özgürce yaşar,
Yaseminler ağlamaklı
ve ben anlamıyorum
güzelim nasıl olur da gözlerinde sadece çöller var?
Güzel bir öğleden sonraydı
zeytin ağaçları arasındayken
kimse, hiç kimse görmedi seni nasıl sevmiş olduğumu
seni nasıl sevdiğimi.
Bugün zeytin ağaçları uyuyor ama benim uykum yok.

Gururunun açtığı yarayı iyileştirebilecek kimse olmayacak bu dünyada
Canımı nasıl yaktın anlayamıyorum,
Bana verdiğin bunca sevgiden sonra…

Olur da geri dönersen, sana eski türküler söylemeyi düşündüm
aşk ve acıları anlatanlardan..
Geri döndüğün zaman güzelim,
seni öpücüklere boğacağım.
Ve yüksek yerlere uçacağız
bulutların yavaş ilerlediği.
Dudaklarım vücudundan yavaşça kayacak
o kadar yavaş ki zaman kesinlikle duracak

Gururunun açtığı yarayı iyileştirebilecek kimse olmayacak bu dünyada
Canımı nasıl yaktın anlayamıyorum,
Bana verdiğin bunca sevgiden sonra…

May 11, 2012 - Kısa Kısa    No Comments

Küçük mutluluklar..

Ne zaman birisi küçük mutluluklardan söz etse ve bizi küçük şeylerle mutlu olmaya çağırsa…
Fena halde irkilir, huylanırım.
Neden?
Sahte bir dürtüyle Polyanacılık oynamaya çağırıldığımızdan kuşkulandığım için mi? Belki ama asıl neden o değil!
İrkilirim, çünkü “küçük mutluluklar”dan her söz edişimiz daha büyük mutlulukların varlığına yapılmış bir atıftır.
Öyle ya! Küçüğü varsa, büyüğü kesinlikle vardır; daha, daha daha büyükleri…
Mutluluk zokasını yutmuş modern insan için ne tatsız bir hesaplaşmadır bu!
Büyüğünü bilecek ama küçüğüyle yetinmeye özendirilecektir.
Yani ya iyi cilalanmış bir yalandır bu “küçük mutluluklar” edebiyatı ya da işin içinde bir yanlış anlama ve anlatma vardır.
***

Dün gazeteye gelince baktım, masamın üzerinde yeni gelmiş bir kitap duruyor.
Yazarı kişisel gelişimci ve tv programcısı Aşkım Kapışmak.
Adı: Küçük Mutluluklar Kitabı.
182 sayfa.
İçinde okuru birlikte düşünmeye çağıran yüzlerce fikir ve yüzlerce tavsiye var.
Bizi mutsuz kılan yüzlerce neden ve bizi mutlu edecek yüzlerce davranış sıralanmış.
Yani buradan kaçınılmaz olarak çıkan sonuç şu: Küçücük mutlulukları yaşamak da bayağı uzun boylu ve BÜYÜK bir iş!
Hele bütün iyi niyetiyle de olsa, Aşkım Kapışmak’ın okuruna verdiği bir yol haritası var ki, aman aman!
“Hedeflerini çoğaltacaksın, mutlaka olumlu hedefler bulacaksın, faydalı hedefler seçeceksin ve hedefin sonucunu değil, sürecini seveceksin” falan…
O kadar hesap kitaptan, o kadar zorlu “ödevler”den sonra geriye küçük bir şey, bir mutluluk kırıntısı kalıyorsa, şaşarım doğrusu!
***

Kafayı ille de mutlu olmakla bozmuş fakat bir yandan hayatın zorlukları karşısında sınırlarını da az çok fark etmiş olanlara…
Benim de bir önerim var.
Ölçüp biçmeyi bırakmaya ne dersiniz!
Bir mutluluğun “küçük” olduğuna karar verip onunla yetinmeyi yüceltmek yerine; yaşadığınız duygunun yoğunluğuna odaklansanız mesela!
Daha doğru ve iyi olmaz mı?
Örnek bu ya…
“Bugün hava ne güzel!” ile yetinmeyi hedeflediğiniz veya bir “dost muhabbeti”ni bir anda sohbetin dışına çıkıp olumlamaya kalkıştığınız anda hayat durur! Zihin, kaçınılmaz olarak yaşantıyı perdeler.
Oysa asıl olan…
Güzel havayı yaşamaktır.
Kendini dostlarla muhabbetin akışına bırakmaktır.
Kim demiş, bunlar “küçük” şeylerdir diye!

May 5, 2012 - Köşe Yazıları    2 Comments

Hızır’ı tanımak…

Bu geceyi yarına bağlayan saatlerde…
Günün ilk ışıkları henüz belirmemişken…
Anadolu‘nun pek çok yerinde ağaç altlarında, dere boylarında, saksıların yan yana dizildiği balkonlarda, bahçeleri dışarıdan ayıran duvar diplerinde…
Şifa dolu üflemeleri andıran bir rüzgâr esecek!
Uyanık kulaklar o tatlı hışırtıyı işitecek! Süt kapları yerlerinden oynayacak, sütler mayalanacak!
Güller huşuyla eğilecek!
Çünkü Hızır Aleyhisselam geçecek! Ve inşallah, onu çağıranların imdadına yetişecek!

***

Bunlar folklorik inançlar diyeceklere sözüm yok! Tamam!
Bunlar dinle doğrudan ilgili olmayan hurafeler diyenleri de anlarım.
Ama her Hıdırellez‘de halkın yüzlerce yıl boyunca diri tuttuğu yeryüzü ve hayat tahayyülünü saygıyla selamlarım.
Bir de…
Mekânı cennet olsun, Ömer Lütfü Mete‘nin bir aşkın kıyısında Hızır’ı yardıma çağırdığı dizeleri gelir aklıma…
Bir gamzelik rüzgâr yetecek Ha itti beni, ha itecek Güzelliğin zulme çağırdığı sınır
Uçurumun kenarındayım ya Hızır.

***

Anlamlı bir farktır herhalde ve hep dikkatimi çeker.
Eğer Hızır’a hazırlarsa, çağırıldığında mutlaka geleceğine inanır kadınlar.
Erkeklerse
Hızır‘ın hep aramızda dolaştığına inanırlar. Onlar için esas mesele Hızır’a hazır olmaktan çok Hızır’ı tanımaktır.
Bu yönde sayısız rivayet, sayısız hikâye vardır.
Geçen yıl yine bu tarihte anlattığım bir hikâyeyi yinelemek isterim.
Vaktiyle saf biri Hz. Hızır’ı görme derdine düşmüş. Demişler ki, şu çölü aş, şu şehre ulaş; Hızır da oralardadır!
Bizimki çölü geçip bitkin halde şehrin pazar yerine varmış. Karşısına çıkan bir adam onun perişan haline bakıp “Hayırdır” demiş, “nereden gelir, nereye gidersin?
Hızır’ı arıyorum” cevabını alınca da “İyi de, görünce Hızır’ı tanıyabilecek misin?” diye sormuş.
Bizim saf “Vallahi o hiç aklıma gelmedi” demiş.
Üzülme, ben sana tarif edeyim” demiş adam gülümseyerek; “Hızır benim gibi kara kuru bir ihtiyardır.
Sonra birbirlerinin aksi yönde yürüyüp gitmişler.
Bizimkinin aklı başına gelip Hızır’la karşılaştığını anladığında…
Çok geçmiş artık, çok!

Nis 27, 2012 - Genel    2 Comments

“Okuyorum” bölümü hakkında ufak bir not

Merhabalar. Siteye ilk girdiğinizde sağ tarafta gözünüze çarpan bir “Okuyorum;” bölümü var. Bu bölümde okuyor olduğum kitap hakkındaki değerlendirmelere ulaşabilirsiniz. Kitabın kapak resmine tıkladığınızda o kitap ile ilgili yazıya yönleneceksiniz.

 

Sevgiyle kalın.

Nis 27, 2012 - Okuyorum;    2 Comments

Nun Masalları – Nazan Bekiroğlu

Nazan Bekiroğlu’nun ilk kitabı Nun Masalları,beni derinden etkiledi.Farklı üslubu ile oldukça derinleşen anlatımı ile oldukça etkileyici bir öykü kitabı. İçinde Bekiroğlu’nun yazdığı öyküler bulunuyor. Kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı “Hattat ve Padişah”.

Bu bölüm konusu birbiriyle bağlantılı dört öykü var. Aslında bunlara ayrı ayrı öyküler demek yanlış olur. Çünkü konu bitmiyor. Sadece başlıklara bölünmüş bir şekilde veriliyor.

Yine ikinci bölümde de dört öykü var ve bu bölümün adı “Genç Mezarlık Bekçisi,Genç Kalfa ve Son Padişah”. İlk bölümde de olduğu gibi konu birbiriyle bağlantılı,daha doğrusu aynı. İkinci bölümde,ilk bölümdeki kahramanlar da olaya dahil oluyor ara sıra.

 

Üçüncü bölümde ise üç öykü bulunuyor. Bu bölüm, “Son Bölüm/Diğerleri” şeklinde adlandırılmış. Bu bölüm adeta okuyanı kitaba ve edebiyata doyurur nitelikte.Burada bulunan üç öykü de kendi içinde bağlantılı.

 

Son bölüm,yani dördüncü bölüm ise Nazan Bekiroğlu’nun doçentli tezi Şair Nigâr Hanım ile ilgili. Bölümün adı: “Ve Nigâr Hanım,Sevgili” adında.

 

Kısaca Nun Masalları,edebiyata doymak isteyenler için,fevkalade bir eser.

Nis 27, 2012 - Kısa Kısa    2 Comments

Gel Desem Sana..

Gel desem sana..

Hiçbir şey sorma,hiçbir şey konuşma,sadece gel..
Gelir misin?
Hadi desem ya da?
Hiçbir şey sormadan yine benimle yürür müsün sonu belirsiz?

Bakmasan,görmesen,duymasan beni günlerce…Aylarca belki..
Yine beni sever misin?
Gözden ırak olan gönülden uzak olurmuş derler ya..
Yanımda olup uzak olanlardansa,uzakta olup içimde olmayı becerebilir misin?
Yanında otururken bile zaman zaman beni deli gibi özleyebilir misin?
Her ayrılışımızda sabaha,bir daha görememek korkusuyla delirir misin?
Her gelen telefonda ‘ben’ diye irkilir misin sebepsiz?
Beni her dakikana taşıyıp yaşamayı becerebilir misin?
Beni ,ben gibi sevebilir misin?
Delirsem bir gün..”Canıımmm…” diye yine sarılabilir misin?
Kapris yapmak istesem…Yapsam hatta şımarıp,kalabalıklarda elimi tutabilir misin?
Hayat bir gün bana oynarsa,maskeleri yırtıp her yerimden,yine beni görebilir misin?
Ne şart ve konum olursa olsun,gözbebeklerimin hep aynı bakacağını bilebilir misin?

Sevgilim ol diyorsun bana..
Sen bu sevgiyi kaldırabilir misin?

 ~Mavi.

Nis 27, 2012 - Kısa Kısa    No Comments

Nakkaşın Yazılmadık Hikâyesi-1

Esen rüzgar tenimi değil,ruhumu okşadı adeta. Sarıp sarmaladı tüm ruhumu. Bir sevgilinin okşayışı gibi, bir çocuğun dokunuşu gibi. Öylesine masum,öylesine saf.

Bir karmaşanın içinde şimdi ruhum. Yönünü şaşırmış vaziyette,girdiği karanlık tünelde oturmuş,öylece bekliyor;çaresiz,bir başına.

Nakkaşın hikayesini yazacaktım.

Kimbilir yine hangi yangını sermaye ve nakkaşı bahane edip, ruhumdan söz açacaktım. Oysa bütün inançlara bitişik olarak bütü anlamları yitirince.

Kim acımın dinmesi için duacı olan?

Kim beni söylemekten alıkoyan?

 

Yalnızlığımız artık hiçbir dekorla süsleyemediği bir akşamüzerinden başlayarak birer birer.

Yiterek ve eskiyerek.

Bir kumsalın rüzgârında karşılaşıyoruz biteviye.

Nakkaşla dğeil diğerleriyle.

Giderek kalabalıklaşıyoruz.

 

Artık geçmiş olan bir zamandan geliyorlar ve ben hepsini ama hepsini;azapla,tutkuyla,kan,ter ve gözyaşıyla,pişmanlık ve utançla tanıyorum.Hattatı,genç mezarlık bekçisini,genç kalfayı,Habeşî kalfayı,Enderun ağasını,cariyeyi,padişahı.Ulak ve sahafı,türbedar ve ihvanı.Onları bir arada görmekten ve aramıza salt eskimekten ibaret bir sözcükle yazılmayan pek çok şeyin girmiş olduğunu farketmekten garib bir keder duyuyorum.

~

Sayfalar:12»